Orucun Meşru Olmasındaki Hikmet
Orucun meşru kılınmasındaki hikmet, pek aşikârdır.
Şübhe yok ki, Allah Tealâ Hazretleri, kayıtsız ve
şartsız her şeye hakimdir. Elbette O'nun kullarına
emrettiği ve caiz gördüğü şeylerde birçok yararlar
vardır. Biz bunları gereği gibi bilmesek de, muhakkak
hikmetleri vardır.
Bununla beraber orucun din ve âhiret yararlarından başka,
sağlık yönünden, sosyal ahlâk bakımından birçok
yararlarını pek iyi takdir edebilmekteyiz. Bu konu üzerinde
yazılmış bir hayli yazı ve risale vardır.
Bir hadis-i Şerif de buyurulmuştur: "Her şey
için bir zekât vardır. Bedenin zekâtı da oruçtur. Oruç
sabrın yarısıdır".
İnsan oruç sayesinde hayvanî duygularını azaltır,
ruhunu arıtır ve meleklik sıfatı ile vasıflanmaya
başlamış olur.
Oruç sayesinde cemiyetin içtimaî ve ahlâkî hayatından
başka bir fazilet ve aydınlık doğar.
Oruç tutan kimse, nefsini birtakım şiddetli arzuların
saldırısına karşı direnmeye alıştırır,
nefsin taşkınlıklarına karşı koymayı
sağlar.
Oruç tutan kimse, bir zaman mahrumiyete katlanır. Bu
mahrumiyet, yiyecek ve içecek bulamayan herhangi bir yaratığın
içine düştüğü acizliğin benzeri değildir. Bu,
irade ile benimsenmiş, yüksek bir hedefe yönelik bir
mahrumiyettir, bir nefis mücadelesidir. İnsan bu mahrumiyet
sayesinde yoksulların ve mahrumların hallerini tecrübe ile
anlamış olur. Böylece kendisinde acıma, şefkat ve
yardımlaşma duyguları artar, insaniyet için pek faydalı
hale gelir. Ayrıca kendisinin duyacağı manevî hazlar ise,
her türlü düşüncenin üstündedir.
Mabud'unun kutsal emrine bağlanarak, hak sahibi olduğu
nimetlerinden bir müddet mahrumiyete katlanan insan, artık başkalarının
nimetlerine göz diker mi? Başkalarının zararına çalışır
mı?
İşte, bütün insanlığın yararına
hizmet eden kutsal bir ibadetin şer'î yönden hikmeti apaçıktır.
Bunu anlayamamak için insanın düşünce ve duygudan büsbütün
mahrum olması gerekir.